Brexit Çöküş mü Fırsat mı ?

Birleşik Krallık’ın referandum neticesinde AB’den çıkmaya karar vermesi ile küresel piyasalar ciddi olarak zarar gördü. Cuma günkü depremin etkileri ve belirsizlik ne kadar sürer belli olmazsa da ağırlıklı olarak AB’de kalma yönünde oy kullanan İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın, hatta zayıf da olsa Londra’nın bile Birleşik Krallıktan ayrılacağı yazılıyor. Dünya ile ticari ilişkilerini AB yasa ve normları üzerinden yürüten İngiltere’nin yeni dönemde gerek ticari gerekse siyasi anlamda oldukça karmaşık ve yoğun bir gündemi olacak. Brexit’in artçı sarsıntıları, beklenmedik bir gelişme olmazsa devam edecek gibi duruyor. Almanya’nın başı çektiği AB devlet başkanları kararın bir an önce hayata geçirilmesi için İngiltere yönetiminden adım bekliyor.

Türkiye’de son dönemlerde yaşanan gelişmelerle yeni bir siyasi dönemin başlaması için çalışılıyor. Başkanlık sistemi eksenindeki yeni anayasa çalışmaları ve Erdoğan-Yıldırım ikilisinin başkan-başkan yardımcısı modeliyle çalışmaya başlaması ile bu plan hayata geçiriliyor. Yıldırım ülke içinde yatırım projelerine odaklanırken, Erdoğan da devletin en üst temsil ve yürütme makamı olarak uluslararası alanda fiili olarak devlet başkanlığını yürütüyor. Terörle mücadele konusunda yürütülen faaliyetler ve dün gerek İsrail gerekse Rusya ile yürütülen müzakereler, yalnızlaşmış bir dış politika anlayışından tekrar küresel sisteme dahil olmaya çalışma anlamında oldukça kritik önem taşıyor. Bu hamlelerin AB’nin iskeletinin çatırdamaya başladığı bir döneme denk gelmesi de önemli bir ayrıntı. Türkiye, bu adımlar ile hem geçmişte yürüttüğü ancak sebebi ne olursa olsun başarıya ulaşmamış olan dış politikasının olumsuz sonuçlarını gidermeye hem de yeniden şekillenme eşiğinde olan Avrupa-Ortadoğu coğrafyasında elini güçlendirmeye çalışıyor. Bugün okuduğum bir haberde Mısır’a da göz kırpılmış durumda. ABD’deki seçimin galibi Clinton olursa ilave bir rahatlama daha sağlanacak, ancak bu hamleler olası bir Trump başkanlığına karşı da bir ön hazırlık mahiyetini taşıyor.

Brexit ile başlayan ve dün atılan İsrail ve Rusya adımlarının bu bağlamda Türkiye’ye etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Brexit, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye borsalarında da ciddi bir düşüş yaşattı. Ancak bu düşüşün kısa vadede etkisini kaybedeceğini ve kayıpların geri alınacağını düşünüyorum. Ancak küresel riskler yatırımcıları, riskli ülkelerden uzak tutmaya devam edecek. Bu sebeple Türkiye’nin risklerini bertaraf etmeye ve yeni bir hedef ve cazibe oluşturacak bir hikâyeye ihtiyacı var.

Gayrimenkul yatırımları bu alanda bir fırsat olabilir. Özellikle dünya gayrimenkul piyasasında en çok tercih edilen şehirlerin başında gelen Londra ve doğal olarak İngiltere’nin, içinde bulunduğu belirsizliklerle yatırım cazibesini yitirmezse de yoğunluğunun azalacağı öngörüsüyle bu yeni dönemin atılan dış siyasi adımlar ekseninde Türk gayrimenkul piyasası açısından bir fırsata dönüşme potansiyeli var. Gayrimenkul sektörünün büyümeye devam ettiği ancak iç ve dış siyasi gelişmeler sebebiyle bu büyümenin yavaşladığı bu dönemde, Türkiye İngiltere’deki belirsizlikler sebebiyle emlak yatırımcısını çekebilecek bir hamle yapmalı. Türk emlak piyasası münferit bazlı küçük yatırımcıdan çok büyük çaplı sermayeyi çekebilecek yasal düzenlemeler ile yeni dönemin tercih edilen gayrimenkul yatırımları cazibe merkezi haline gelebilir.

İkinci bir fırsat teknolojiyi yoğun kullanan bir modelle üretim sektörünü ülkemize çekmek. Endüstri 4.0 devriminin bayrak taşıyıcılığında Almanya ile ortaklaşa çalışmalar yürütülebilir. Ucuz işgücü ve doğal kaynaklarıyla Türkiye bu anlamda yatırımcıyı çekebilecek potansiyele sahip. Toplu olarak teknoloji odaklı bir üretim seferberliği başlatılmalı.

Diğer bir fırsat turizm alanında. Rusya ile yürütülen müzakereler istenildiği gibi netice verirse önümüzdeki birkaç ayda turizmde canlanma olacaktır. Ancak uzun vadeli perspektifte gayrimenkul sektörüyle birlikte değerlendirirsek İslami hassasiyetlere dikkat eden nitelikli turizm tesisi özellikle Körfez ülkelerindeki turistleri Dubai’den Türkiye’ye çekebilecektir. Bu alandaki potansiyeli doğru analiz etmek gerek.

Ülkedeki su, güneş ve rüzgara-yenilenebilir enerji kaynaklarına- yatırımı teşvik etmek, atılacak diğer bir önemli adım olacaktır. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin acil olarak meclis gündemine alınması gerek.

Çatırdayan Avrupa Birliği’ne üye olmanın artık neredeyse imkansız olduğu bugünlerde Türkiye’nin atması gereken en önemli adım ise, yukarıda sayılan ve bunların dışındaki birçok adımı uygulayabilecek hukuk kurallarının düzenlenmesi ve uygulanması gelmekte. Çünkü uluslararası platformda yatırımcı çekebilmenin en temel adımı herkes için adil olarak uygulanan hukuk kuralları ve şeffaflık gelmektedir. Bununla birlikte toplumda kutuplaşmanın yok olabilmesi için toplumsal uzlaşı seferberliği başlatabilmek gerek. Ramazan ayı bunun için bir fırsat iken maalesef bu alanda atılan adımlar tam olarak hedefi bulamadı.

Özetle hukuk, adalet, şeffaflık, toplumsal uzlaşma, uluslararası talep ve beklentileri doğru okuma,  teknoloji ve üretim yeni dönemde üzerinde durmamız gereken temel başlıklar olmalıdır.

28.06.2016, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.