Çelişkiler Dünyası

Her insan kendi içinde çelişkilerle yaşar. Aslında hak ile batıl sürekli bir savaş verir insan nefsinin içerisinde. Bazen batıl galebe çalar ve değer yargılarını unutur insan. Bir anda kendi iç çelişkisi ile başbaşa kalır aldığı kararlarla veya yaptığı eylemlerle. Bu da kişiyi derin bir buhrana sürükler, iç ses kötüyü emreder insana. Bazense hak ağır basar ve insani değerlerini hatırlayarak hem kendiyle hem de toplumla barışık bir kişi oluverir.

İnsan bu çelişkiler sebebiyle başkasını eleştirdiği bir husus kendi başına geldiğinde eleştirilerini unutur ve kendini haklı çıkarmaya başlar. Ya da tam tersi bir durumda daha önce kendi yaparken normal karşıladığı bir husus, başkası yaptığında onun için bir eleştiri hatta yeri geldiğinde bir tahammülsüzlük konusu oluverir birdenbire.

İnsanoğlunun yaptığı hatalar sayısız.. Büyük-küçük her gün yüzlerce hata yaparız. Bu hatalar, örneğin din ya da ahlak perspektifinden ele alırsak, bizim gözümüzde bizim yapmaktan kaçındığımız ancak başkasının yaptığı bir günahı iken, kendi hatalarımızı-günahlarımızı görmeyiz, ya da görmezden geliriz. Halbuki kavramsal olarak her ikisi de günah iken, toplumsal değer yargılarımızın, yetiştirilme biçimlerimizin, yaşadığımız çevrelerin farklı olması o günahı-yanlışı-hatayı, adını ne koyarsanız koyun, bize büyük ya da önemsiz gösterir. Halbuki içki içmek de günah, yalan söylemek de, dedikodu yapmak da, kul hakkı yemek de. Bunu kimin yaptığı önemli değil, ne zaman yaptığı ya da hangi koşulda yaptığı da.

Günahın kişiye göre değişmesi veya başka kılıflar altına girmesi onu asli tanımının dışına çıkarmaz, çıkardığı an en büyük hataya düşülmüş olur maalesef.

Örneğin, oğlumuz başka ailelerin kızları ile arkadaşlık yaparken pohpohlanır, ancak başka bir ailenin oğlu kızımızla arkadaşlık kurmak istediğinde hem kızımızı eleştiririz hem de karşı tarafa cephe alırız nasıl bir evlat yetiştirdiler diye. Alın işte size bir çelişki daha.

Trafikte biri bir hata yaptığında bunu şiddetle eleştirir ve kızarız, ancak çoğu zaman o hatayı kendimizin de yaptığını hatırlamayız bile.

Bireysel bazdaki çelişkiler toplumun geneline, hatta uluslara, devletlere yansıdığında iş çok daha vahim boyutlara ulaşıyor maalesef.

Terör yanı başımızda bizleri, ciğerimizi yakıp kavururken, ülkemizde her gün şehit haberi gelirken, Irak’ta, Suriye’de bombalar patlayıp her gün çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden yüzlerce insan can verirken Batı toplumu ses çıkarmıyor maalesef. Bırakın ses çıkarmayı, terörü destekleyen ya da en kötüsü mübah gösteren bir perspektiften bakıyorlar olaylara. Böyle bakmasalar bile bu artık onlar için, hatta bizim için bile, sıradan haberler olarak okunup geçiliyor maalesef.

Ancak ne zaman ki Paris’in göbeğinde, Norveç’te veya Boston’da şiddeti çok daha az bir hadise vuku bulsa (ki bu tür saldırıların hepsini kınamak hepimizin ahlaki sorumluluğudur) batı bir anda kenetleniyor. Tüm liderler taziye mesajları ve ortak deklarasyonlar yayınlıyor, teröre karşı omuz omuza yürünüyor. Nasıl yani? Neden peki?

Mısır’da darbe oluyor, Batı bunu eleştirmek şöyle dursun darbe yönetimi ile ilişkilerini güçlendiriyor. Ama demokrasinin tanımına gelince ileri demokrasinin savunucuları hep batı toplumu oluyor.

Siz, toplumsal huzuru bozanlara karşı kararlı bir mücadele sergilerken sizi orantısız güç kullanmakla eleştirenler (bu da ayrı bir tartışma konusu), ellerini kelepçeleyip yere yatırarak ölümüne sebebiyet verdikleri insanları, trafikte aracından inmeye çalışanı vurma hakkına sahip olmaları v.b. birçok uygulamayı kendi iç düzenini sağlamak için normal karşılıyorlar.

Meselenin özü şu aslında: Toplumların huzur ve saadeti önce kişinin kendi içindeki insani ve vicdani değerlere göre bir hayat sürmesinde ve kendi iç dengesini, çelişkilerden arındırmasında yatıyor. Birey olarak bunu başarabilen toplumlar büyük çerçevede hayatta yaşanan olumsuzluklara ancak bu adalet ve denge anlayışı içerisinde çözüm bulabilirler.

Yoksa kaostan beslenen, insanları birbirine kırdırarak ekonomik çıkar sağlayan veya başkasının mutsuzluğu ve huzursuzluğuna sebebiyet vererek kendi düzenini kuran toplumların oyuncağı olmak tüm geri kalmış toplumların kaçınılmaz sonu olacaktır.

14 Ağustos 2015, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.