Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Ardından

Öncelikle seçim sonuçlarının ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Adayların aldıkları oy oranları %52, %38, %10

Seçim öncesi öngörüm %48, %42 ve %10 ile seçimin ikinci tura kalacağı ve ikinci turda Erdoğan’ın seçileceği yönündeydi.

Ancak bu sonuçlar, en çok oyu alan iki adaydan birinden diğerine %4’lük bir geçişi gösteriyor.

Bunun temel sebebi seçime katılım oranının %74’te kalması ve oy vermeyen yaklaşık 15 milyon kişi.

CHP ve MHP, yerel seçimlerde aldıkları toplam oy olan %44’ün 6 puan gerisinde kaldı ve Ekmeleddin İhsanoğlu, kendisini destekleyeceğini açıklayan tüm siyasi partilerin 4 ay önce aldıkları toplam %47’den 9 puan az oy aldı.

Bu oranlar, oy kullanmayan seçmenin tahmini üçte ikisinin aslında İhsanoğlu’nun ismini desteklemediği veya Erdoğan’ın galibiyetini baştan kabullendiği sonucunu ortaya koyuyor.

Oy vermeyen bir kesimin de hiçbir adayı kendisini temsil etmediği gerekçesiyle oy kullanmadığını söyleyebiliriz.

Daha yüksek yüzdeli bir katılımda seçimin ilk turda sonuçlanması pek mümkün olmazdı bence.

Demirtaş, tabanı olan %6-7’lik oyu 3 puan daha arttırdı ve psikolojik sınır olan %10’u yakaladı. Bunda en büyük etken, batıda İhsanoğlu’nun adaylığını desteklemeyen devrimci sol, komünist ve ulusalcı oylarının bir kısmının Demirtaş’a kayması ve elbette yine oy kullanmayanların sayıca fazlalığı sebebiyle artan yüzdesi. Demirtaş, yürüttüğü politikayla bahse konu tepki oylarını kendisine çekmeyi başardıysa da Erdoğan’ın ilk turda seçilmiş olması, ikinci tur hesaplarını bozdu.

Erdoğan, seçim anket sonuçlarının altında bir oy aldı ve bu oy oranının kendisini memnun ettiğini düşünmüyorum. Ancak ikinci tura kalmadan seçilmesi, izleyeceği politika açısından ilk turda seçilmesine göre çok büyük farklılık göstereceğinden bu durumu başarı olarak kabul edilebilir.

İhsanoğlu, akademik geçmişi, kişiliği, seçim süresince izlediği sakin ve düzgün üsluplu politikası sayesinde kendisine oy vermeyenlerin bile takdirini kazanmıştır diye düşünüyorum. Almış olduğu oy, kişisel olarak bakıldığında İhsanoğlu açısından bir başarı olarak nitelendirilmelidir.

Ancak birbirine zıt iki partinin muhafazakar kimlikli bir çatı adayda birleşmeye çalışması, tabanlarında yeteri derecede destek bulmadı. Bununla birlikte iki siyasi liderin, daha ortak adaylarını tanıtırken başlayan ve sonraki süreçte devam eden kampanyalarındaki sönüklük, birlik ve beraberlikten yoksun bir reklam politikası (iki lideri ve adaylarını hiçbir mitingde birlikte bir kez bile göremedik) oy oranlarının düşük kalmasındaki önemli etkenlerdendi.

Bu durum seçmenin adaya olan inancını sağlamaya yetmedi. MHP ve CHP, kendi adaylarını, örneğin Meral Akşener ve Deniz Baykal’ı aday gösterip yerel seçimlerdeki oylarını muhafaza etmiş olsalardı, Erdoğan’ın ilk turda seçilmesi pek kolay olmazdı. Bu açıdan bakıldığında Erdoğan, rakiplerinin de yanlış stratejisi ile kolay bir zafer kazandı diyebiliriz.

Doğru veya yanlış, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak izleyeceği siyaset hakkında herkes bilgi sahibi iken, İhsanoğlu’nun toplumu bütünleştirmeye yönelik “ekmek” söylemi, aslında temel çıkış noktası olarak önemli olsa da 21. Yüzyılda yönetmeye aday olduğu Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanlığı için yeterli bir politika olarak görülmedi.

Seçim propagandası açısından bakıldığında Erdoğan’ın alışılagelmiş sert ve karşısındakini küçülten üslubunun bu seçimde de kullanılmış olması, yolsuzluk operasyonlarında takındığı tavır ve mevcut gelinen durum, ülkenin içerisinde bulunduğu gerilim, dış politikada yaşanan gelişmelere karşı içi doldurulamayan ve sadece sözlü olarak verilmek durumunda kalınan reaksiyonlar, kendisine yıllardır destek verenlerin tereddüt etmesine ve kısmi olsa da oy kaybetmesine sebep olmuştur. Başbakan’ın bu yarışı unvanından arınarak yapması, eşitlik açısından daha doğru olurdu.

Seçim öncesinde ve sonrasında Erdoğan’a oy veren kesimi cahil olarak nitelendirerek ağır sözlerle aşağılayan ve bunu, demokratik olmadığını iddia ettikleri bir ülkede demokrasi adına yapan bir kesim vardı. Çok yakışıksız ve talihsiz yorumlardı bunlar.

Bununla birlikte sadece rakısına, mayosuna, eğlencesine ve giyim kuşamına karışılmasını istemeyen seçmen grubunun da bu ülkenin geleceğinde ne kadar söz sahibi olacağının/olamadığının analizinin de yapılması, daha kültürlü, bilgili, tutarlı ve aklı başında bir nesil oluşturmak adına önemli olacaktır.

Alınan sonuçlar, yıllardır seçim kazanamayan muhalefet liderlerinin artık görevi genç, dinamik, toplumun beklentilerini doğru analiz eden kuşağa devretmesi, bu seçimlerin en büyük kazanımlarından biri olacaktır, tabi bu erdemi gösterebilirlerse.

Öte yandan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak balkon konuşmasındaki tüm Türkiye’yi kucaklayacağını belirten yaklaşımının sözde kalmaması ve toplumu bütünleştiren, sorunlara mutabakat ile çözüm getiren, birleştirici bir dil kullanılması en büyük beklentimiz olacaktır.

Erdoğan’sız Ak Parti’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği, yerine emanetçi bir başbakan mı geleceği, partinin birlikteliğini nasıl koruyacağı, Gül’ün aktif siyasete dönüp dönmeyeceği, dönerse nasıl ve hangi koşullarda döneceği, başkanlık sistemi, federatif-üniter yapı tartışmaları ve dış politikadaki pozisyonumuz yakın zamanda gündemi belirleyecek.

İç ve dış politikada ciddi bir dengenin sağlanması, bölgesel güç olabilmek için öncelikle içerde siyasi ve ekonomik istikrarın, yeni bir anayasa ile toplumsal mutabakatın temin edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu konuda gerekli adımların bir an önce atılması en büyük dileğim.

Seçimlerin hepimiz için tekrar hayırlı olmasını diliyorum.

11 Ağustos 2014, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.