Ekonomi Nasıl Düzelir?

Ekonomi Nasıl Düzelir?

Seçimden bir gün önce, seçim sonrasında ekonomide çözüm bekleyen hususları özetle şu şekilde sıralamıştım:

  • Aşırı yükselen kurlar ve faiz oranları,
  • Çift haneli işsizlik ve enflasyon,
  • Cari açık ve ihracat-ithalat dengesizliği
  • Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılık,
  • Özel sektör borçluluk oranları ve
  • Yabancı yatırımcıların geri gelmesi.

Tüm bu sorunlara aynı anda çare bulmak oldukça güç, çünkü birine yapacağınız bir müdahalenin diğerini daha da sıkıntıya sokması söz konusu (faizi düşürmek isterseniz kurlar yükselecek, yatırımları azaltırsanız büyüme yavaşlayacak, fiyatları düşürmek için ithalatı arttırsanız cari açık artacak v.s.)

Yukarıda yer alan tüm sorunlara eş zamanlı olarak tek bir çözüm getirebilmek ancak katılım odaklı bir ekonomik yapıyı (mevcut uygulanma biçiminden farklı bir bakış açısıyla) hayatımızın her alanına yayabilmekten geçiyor.

Aralık 2017 sonu itibariyle bankalarda 1.7 trilyon TL mevduat bulunmakta ve bunun %21’i vadesiz mevduat olarak değerlendirilmektedir. Katılım bankacılığında toplanan mevduat ise 105 milyar TL mertebesindedir. Öte yandan bireysel emeklilik fonlarında otokatılım dahil Haziran 2018 itibariyle 84 milyar TL birikmiş durumdadır.

Merkez Bankası'nın son Finansal İstikrar Raporu'na göre yastık altında yaklaşık olarak 400 milyar TL'lik altın yer aldığı belirtiliyor. Özetle vatandaşın ekonomiye doğrudan ya da dolaylı olarak kazandırabileceği ciddi bir birikimi aslında mevcut. Mesele bu birikimi faizsiz bir çerçevede ülkemizin ve vatandaşlarımızın ortak menfaatinde kesiştirebilecek bir kurguyu hayata geçirmektir.

Bu birikimlerin üretim ve istihdamı destekleyecek bir çerçevede ekonomiye kazandırılabilmesi; gerek faiz oranlarını aşağı çekme, gerek üretim odaklı yaklaşım sebebiyle ithal ürünleri ikame edecek üretim tesislerini kurmak suretiyle dış ticaret dengesine pozitif katkı sağlama ve yeni istihdam alanları açarak işsizliği azaltma, gerekse de vatandaşın alternatif yatırım araçlarına yönelmesi ile birlikte dövize olan talebini azaltması sayesinde kurlarda bir düşüşe ve enflasyonda azalmaya olanak sağlayacaktır. Ekonomide taşların yerine oturduğunu gören yabancı yatırımcının, politik tansiyonun düşmesi ve sağlanacak ekonomik istikrarla birlikte doğrudan ve dolaylı yatırımlarla nakit akışı sağlaması da orta vadede tekrar mümkün olacaktır.

Tüm bu sıraladıklarımın hayata geçirilebilmesi için temel bazı alışkanlıklarımızı değiştirmek ve bazı önemli adımlar atmamız gerekmekte:

  • Vadeli mevduat yerine birikimlerimizi üretim yapan firmalara girişim sermayesi yatırım fonları gibi sermaye piyasası araçlarıyla ve halka arz olan şirketlere ortak olmak suretiyle değerlendirmek,
  • Katılım ekonomisini ön plana çıkarmak ve aşırı ve lüks harcamalardan uzak durmak,
  • Konutu yatırım unsuru olarak görmek yerine içinde huzur bulunan birer araç olarak görmek, satın alma yerine kiralama seçeneğini değerlendirmek,
  • Her türlü finansman ihtiyacında sabit faiz yerine karlılık esaslı bir modeli hayata geçirmek,
  • Başta teknoloji odaklı olmak üzere tüm katma değeri yüksek ithal ürünleri ikame edecek bir teknolojik üretim seferberliği ilan etmek,
  • Şirketlerimizin daha şeffaf yönetilebilmesini sağlayarak bu şirketlere yatırım yapacak vatandaşların güvenini tesis etmek
  • Her alanda üretim-tüketim dengesini gözetmek.

Gelişmekte olan ülkelerden para çıkışının arttığı, doların tüm dünyada güçlendiği, ticaret savaşlarının ve ekonomik yaptırımların çoğaldığı, ülkemizde dışardan kaynak bulma maliyetinin yükseldiği bu dönemde ekonomi ancak tüm paydaşların ortak akıl ve iradesiyle düzlüğe çıkabilecektir. Eldeki kaynaklar aslında bunu yapmak için yeterli. Yeter ki bu istek ve iradeyi hep birlikte ortaya koyabilelim.

Dr. Levent Sümer

26 Haziran 2018

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.