Enerji Savaşları Ekseninde Şii Dünyasının Yeni Hamisi: Rusya

Türkiye-Rusya krizinin sınır ihlali yapan bir uçağın düşürülmesinin çok ötesinde bir olay, kurgulanmış bir hadise olduğu konusunda artık sanırım herkes hemfikirdir.

Mesele bu kurguyu kimin yaptığı ve kime ne kazandıracağıdır aslında.

Petrol fiyatlarının son 2 yılda 40 doların altına düşmesi, ekonomisi petrole ve doğalgaza dayalı ve geçmişten beri ortak politika yürüten İran-Rusya ikilisini daha da yakınlaştırmış durumda. İsmet Göçer ve Şahin Bulut’un Ağustos 2015 tarihinde yaptığı bir akademik çalışmada, 1992-2014 yılları arasındaki petrol fiyatlarındaki değişimlerin Rus ekonomisine etkisi araştırılmış. Bulgular çok etkileyici:

Petrol fiyatlarındaki %1’lik artışın:

  • Rusya ihracatını %1,01
  • Dış ticaret dengesini %0,27
  • Milli gelirini %0,13 oranında arttırdığı tespit edilmiştir.

Bu bulgular, 2014 Ocak’tan 2015 Aralık’a kadar 110 USD’den 40 USD’ye düşen petrol fiyatlarının Rus ekonomisine oldukça büyük bir darbe vurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Buna bir de Ukrayna krizi sonrası AB tarafından uygulanan ekonomik ambargo eklenince zarar daha da büyüyor. İran için de durum farklı değil. Uranyum zenginleştirme konusunda ABD ile anlaşmasına rağmen yıllardır uygulanan ambargo ve düşen petrol fiyatları, İran ile Rusya’yı birlikte hareket ettiren en temel ortak nokta oluyor. 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşta Esad’ın koruyuculuğunu üstlenen Rusya’nın bunu bir adım daha ileriye götürerek Irak’a da taşıması, Şii rejimlerin yönetimindeki İran-Suriye-Irak üçlüsünün hamisi konumuna yükseltiyor Rusya’yı. Ermenistan ve Rus yanlısı Çeçenistan yönetimini de düşünürsek Rusya’nın bölgedeki nüfuzu oldukça artmış durumda. Etrafı Rusya destekli yönetimlerle kuşatılmış Türkiye’nin bu bağlamda AB ve ABD yanlısı politikaları ve her fırsatta NATO’yu devrede tutması çok da beklenmedik bir durum değil aslında.

Öte yandan yıllardır artan Türk-Rus ticaretinin bu çerçevede bakıldığında Rusya tarafından ikinci plana atılması ancak “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığıyla açıklanabilir. Türk dostluğu ve ekonomik işbirliği bu bağlamda Rusya için görünürde ilk sırada yer almıyor. Mevcut durum, Akdeniz’e savaş gemileri yollayan ve etrafımıza füze sistemlerini yerleştiren Rusya’yı sıcak denizlere inme hedeflerine oldukça yaklaştırmış durumda.

AB’nin ve ABD’nin Müslümanların geneline bakış açısı belki de 11 Eylül saldırılarından beri en yüksek karşıtlık seviyesine ulaşmış durumda. Bu durum Batı ile Türkiye’yi ortak bir eksende buluşturmayı oldukça zorlaştırıyor. Çünkü taraflar Mısır politikasında, İsrail ilişkilerinde hatta Libya konusunda bile farklı görüşlere sahip. Mülteci krizinin kısa vadeli geçici anlaşmalarla halı altına süpürülmesi, Rusya’nın Esed yanlısı müdahalelerini Musul’u bahane ederek Irak’a da sıçratması, ilerde çok daha büyük göç dalgasına maruz kalabilecek Türkiye açısından oldukça büyük bir sorun teşkil ediyor.

Bölgede aşırı silahlanan tarafların-Rusya ve batının- arka planda kurguladığı bir Şii-Sünni savaşının başlatılması en kötü senaryo olarak masada ciddi olarak duruyor. Kuzey Kore ve Çin’in bu bağlamda kapalı kapılar ardında Rusya ile nasıl bir ittifak içerisinde oldukları meçhul. Füze ihalesini son anda Çin’e vermekten vazgeçen Türkiye’nin Çin ile de ilişkileri iyi değil.

Özetle, Türkiye şu an itibariyle oldukça zor bir süreçten geçiyor. Bir taraftan içeride devam eden PKK terörüyle mücadele, öte yandan sınırlarımızda her an bir saldırı/savaş tehlikesi ile alevler arasında kalmış durumda. Ortadoğunun haritasının tekrar çizildiği bu süreçte Türkiye her yönüyle birlikte hareket edebilecek bir müttefikten yoksun durumda. Enerji temini için Azerbaycan ve Katar opsiyonları ile birlikte İsrail’in de adının geçmesi ilginç bir gelişme. Balkanlar’da ikili ilişkilerin canlandırılması, Rusya etkisi altından kurtulabilen/kurtulabilecek Türk Cumhuriyetleri ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi oldukça önemli hamleler olarak duruyor.

Ancak burada temel belirleyici rol, ABD’nin alacağı pozisyon. Seçim sürecinde çok radikal karar almak istemeyecekleri daha ağır basan bir ABD yönetimi, Rusya’nın bu bağlamda elini güçlendiriyor. Öte yandan AB sadece IŞİD’e odaklanmış ve bunu da bir anti-Müslümanlık propagandası çerçevesinde yürütüyor. Bu da bölgede ortak aklın çok çalışmayacağını gösteriyor. Suudi Arabistan’ın İran karşıtı politikası ne derece caydırıcı rol oynar bilinmez ama olası bir savaşın her ne kadar hiçbir zaman bir galibi olmazsa da bundan faydalanacak olan temel ülkeler Rusya ve İsrail gibi duruyor.

11 Aralık 2015, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.