Erken Seçim Öncesi İlk Tahlil

7 Haziran genel seçimlerinden sonraki yazımda iki temel konunun altını çizmiştim:

  1. MHP’nin seçim sonrası süreçte kilit parti olacağı
  2. HDP’nin barış söyleminde samimiyet testi vereceği

Ne yazık ki her iki parti de bu derece kilit konumda kendilerine verilen bu önemli görevlerde başarısız oldular.

MHP, koalisyona giden tüm yolları kapatırken halkın ve tabanın hükümet ortağı olma konusunda kendisinden beklentilerini boşa çıkardı. Görünürde tek ses gözüken parti, önce partinin gelecek vadeden isimlerinden Sinan Oğan’ın oybirliğiyle partiden ihracı ve Iğdır teşkilatının lağvedilmesi, ardından da merhum Alparslan Türkeş’in ölümü sonrasında Devlet Bahçeli’ye karşı tek aday olan Tuğrul Türkeş’in (diğer adaylar Bahçeli lehine çekilmişlerdi) seçim hükümetinde yer alma kararı, partide çatlak seslerin artmasına ve ciddi problemlere yol açacağa benziyor. Bu durumda MHP’nin erken seçimde oylarını arttırması hatta koruması pek olası gözükmüyor.

HDP, başta Erdoğan karşıtı blokun desteği, parlatılan genel başkanının verdiği barış mesajları ile Türkiye partisi olma yolundaki söylemleri, özellikle batıdaki CHP oylarının kayması, doğudaki Kürt kökenli vatandaşlarımızın gerek gönüllü, gerekse zorunlu oylarıyla yakaladığı orana uygun bir seçim sonrası strateji benimsemedi. Barış söylemindeki bir partinin sırtını teröre yaslaması, artan terör olaylarının hemen başında gerekli tepkiyi göstermemesi ve silah bırakma çağrısı beklenirken tam aksine bir tutumla terör uzantısı olmaktan kurtulamaması, barış söylemindeki samimiyet testinde başarısız olduğunu gösterdi. Bu seçimde barajı tekrar geçmesi muhtemel olan partinin doğuda çok düşük bir oranda, batıda ise ciddi oranda oy kaybedeceğini düşünüyorum.

CHP, kurmak istediği %60’lık blok koalisyonu ile daha başta AKP’ye kapıları kapattıktan sonra MHP’nin gerek meclis başkanlığı seçimlerinde takındığı tavırla, gerekse sonrasındaki koalisyon ihtimallerini reddetmesi neticesinde AKP ile koalisyon masasına oturmak durumunda kaldı. İstikşafi diye adlandırılan ve içeriğinin ne olduğunu hiç anlamadığımız vakit geçirme görüşmelerinin netice vermeyeceği daha başından belli iken bir aylık bir süre neden bu sürecin devam ettiği ve oyalandığını açıklayan CHP’nin 1-2 toplantı sonrasında neden masadan kalkmadığı bir soru işareti. Seçmen bunu mutlaka sorgulayacaktır.

Bununla birlikte son 4 gün için bile olsa hükümet kurma görevinin kendilerine verilmemiş olmasını da hatalı bulduğumu belirtmek isterim. Erken seçimde batıda HDP’ye kayan oylar ile oylarını birkaç puan arttırması şaşırtıcı olmazsa da bu sınırlı artışı yıllardır ana muhalefette olan bir parti için başarı olarak addetmek şimdiden bile pek mümkün gözükmüyor.

AKP, %41’lik oy ile tek başına iktidarı kaybettikten sonra bir muhasebe ve tekrar özüne dönmek için bir fırsat yakaladı. Bu fırsatı çok iyi değerlendirdiği ve seçmenin vermek istediği mesajı çok iyi aldığını düşünmüyorum. Erdoğan sonrası AKP’yi yönetmek, kim gelirse gelsin, hele de Erdoğan’ın seçilmiş cumhurbaşkanı olarak birçok konuya doğrudan müdahale ettiği bir durumda oldukça zor bir görevdi. Davutoğlu’nun liderliğini bu bağlamda değerlendirmek gerekirse, dışardan bakıldığında süreci istediği gibi yönetmekte zorlandığını söyleyebiliriz. Artan terör olayları, dış gelişmeler kaynaklı ekonomik kırılganlıklar da üst üste binince Davutoğlunun işi iyice zorlaştı. Erken seçimin son seçenek olması ancak daha ilk günden bunun sürekli masada tutulması tarafları uzlaştırmayan en temel unsurdu bana göre.

Bundan önce Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş’u partiye davet ederek olası rakipleri ve tabanlarını AKP’ye çeken ve bu anlamda ciddi bir siyasi stratejik hamle yapan Erdoğan’dan sonra Davutoğlu’nun seçim hükümetinde benzer bir strateji izlediğini (bunu ister toplumsal mutabakat mesajı ister siyasi bir hamle olarak değerlendirelim) görüyoruz.

Bu bağlamda;

  • 7 Haziran’da ittifak yapan BBP-SP’nin aldığı oyların bu seçimde bir ittifak ile AKP bünyesinde toplanması,
  • MHP’nin koalisyon stratejisini yanlış bulan bir grup seçmenin AKP’ye dönme ihtimali,
  • batıda CHP’nin HDP’den oylarını geri alması durumunda ikinci parti konumundaki AKP’nin aynı oy oranını alsa dahi vekil sayısını arttırma ihtimali,
  • ekonomik gidişattan etkilenen iş dünyasının olası AKP yönlü refleksleri ve
  • güneydoğuda doğru aday politikası ile küsen seçmeni zayıf ihtimal bile olsa tekrar geri alma ihtimali AKP’yi tek başına iktidar sınırına yaklaştırıyor.

Ancak tüm bu tahlil, önümüzdeki 58 gündeki gelişmelere göre ya güçlenecek ya da ibre ters yöne dönecek.

Bu süreçteki potansiyel belirleyici

  • IŞİD’le mücadele ve İŞİD’in Türkiye stratejisi ve yurt içinde kaos oluşturma riski
  • PKK ile mücadele ve seçim yaklaştıkça tarafların izleyeceği yol haritası
  • HDP’nin bu süreçte ortaya koyacağı terörle arasına mesafe koyma stratejisi, bunu destekleyecek olanlar ve bu tutumun inandırıcılığı
  • Paralel yapıyla mücadele kapsamındaki doğrular, yanlışlar ve halk nezdindeki algı yönetimi
  • FED kararlarının, Çin’deki gelişmelerin, İran eksenli batı stratejisinin, İsrail’in bölge politikalarının ekonomiye etki şiddeti
  • Güneydoğuda seçim güvenliği ve sandığa etkisi olacaktır.

Gelişmeleri takip edip göreceğiz.

Selamlarımla.

3 Eylül 2015, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.