H. Abdulkadir Altınok (Dedemin Anısına)

H. Abdulkadir Altınok

8 yıl oldu Hakkın rahmetine kavuşalı.

15 Aralık 2006. Doğum günümden 2 gün önceydi. Bir Cuma sabahıydı. Mübarek bir günde göçüp gitmişti aramızdan.

Şeb-i Arus ona Mevlana’dan 2 gün erken gelmişti.

Onu en son abimin düğününde, Ekim 2006’da görmüştüm. Belki arada telefonda konuşmuştuk ama sanki giderken eksik birşeyler kalmıştı onunla paylaşmamız gereken..

Aramızdan ayrılırken bir dost şöyle söylemişti rahmetli dedem için:

“Dostuna dost, düşmanına da dost bir büyüğümüzdü”

Zaten sevmeyeni de hiç yoktu ki rahmetlinin.

Doktorların bölgemizde olmadığı bir dönemde Mardin ve çevre illerin, ilçelerin, köylerin yardımına koşan bir sağlık memuruydu dedem.

İlkokul çağlarımda, hastalarından çoğu zaman para dahi almadığı muayenehanesinde asistanlığını yapmıştım dedemin : )

Belki de insanlara faydalı olma duygu ve düşünceleri ondan geçmişti bana.

Beni ona benzetirler – ki ne büyük bir onur ve şeref bu anlatamam- ama onun mertebesine ulaşmak öyle kolay değil ki.

Kimi zaman çocukları için tüm evi toplayıp İstanbul’a göç edecek kadar yürekliydi dedem.

Kimi zaman ise yine ailesinin geleceği için maddi teklifleri geri çevirerek memlekete dönecek kadar da kararlı ve vakurdu.

Evine gittiğinizde kahvenizi, limonatanızı kendi hazırlayacak kadar mütevaziydi.

Davetine icabet ettiği bir yemekte daha birkaç lokma yedikten sonra nezaketen ağzını sildiğinde, davet sahibinin bir an boş bulunup “hacı abi, ne çabuk doydun, daha yeni başladık sorusuna, Allah ziyade etsin” diyecek kadar da asildi.

Bitmek bilmeyen bir bilgisi ve çok güzel hikayeleri vardı.

Pür dikkat dinlediğimiz hikayeleri sonunda çok güzel “kıssadan hisselere” bağlanırdı.

Bir hatanızı gördü mü onu sizi kırmadan söylemesini çok iyi bilirdi.

Yeri geldiğinde bir matematik öğretmeni, yeri geldiğinde bir sosyolog, tarih profesörü, din alimi hatta bir müzisyendi dedem.

Üçgenin iç açıları toplamının 180 derece olduğunun ispatını daha ilkokulda ondan öğrendim ben.

Abime “dağ başını duman almış” şarkısının ritmini öğretişini dün gibi hatırlarım.

Çocukken bize oynattığı oyunlar ise hayatımın en güzel ve zevk aldığım oyunlarıydı aslında.

Takım elbisesi, kravatı, başından şapkası ve her gün olduğu traşı ile tam bir beyefendiydi dedem.

Mardin asilzadesiydi.

Büyük bir değerini kaybetti memleket O gittiğinde.

Ailesinin çatısıydı. O göçtükten sora ebedi aleme, savruldu herkes bir tarafa.

Anneannemi çok sever, bir dediğini eksik etmezdi.

Elindeki tek kişilik bir lokma dahi olsa paylaştırmadan yemezdi.

Bayramda kapıdan da olsa mutlaka şekerinizi almaya gelir, kimsenin gönlünde bırakmazdı.

Daha ne anlatayım bu muhterem şahsiyet hakkında..

Eksikliğini hep hissediyorum.

Keşke yanımızda olsaydı…

Allah nur içerisinde yatırsın, kendisine sonsuz rahmet eylesin.

Ebedi alemde Peygamber efendimizin yanında hep birlikte olmak duasıyla.

13 Aralık 2014, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.