İktidar Olmanın Karşı Konulmaz Keyfi-Muhalefet Olmanın Dayanılmaz Rahatlığı

Yıllardır değişmeyen bir iktidar var. Halk, önce askeri darbeler ardından da koalisyon dönemlerinde ekonomik ve siyasi olarak o kadar acı çekmiş ki, tek başına sivil iktidarı bir kez buldu mu bırakmak istemedi senelerdir. Ekonomik büyüme ve refah seviyesinin artmasına yönelik yapılan yatırımlar da eklenince, 13 yıldır değişmeyen bir tek parti iktidarı ile bu günlere gelindi.

Aslında herşey 2011 yılına kadar güzel gidiyordu. Demokratik açılımlar, özgürleşen bir toplum, ekonomik olarak güçlenen bir ülke, yatırımların arttığı 9 yıllık bir dönem. Ancak son 4 yıl için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil maalesef. Gücü elinde bulunduranların veya bunları kullananların içine düştükleri güç sarhoşluğu, devlet yönetiminde çok başlılık ve iktidar mücadeleleri, makam ve mevkilerini kişisel çıkarları için kullananların toplumda oluşturduğu rahatsızlıklar, kutuplaşan toplumda ötekileşmenin yarattığı toplumsal gerginlikler, kaybolan şeffaflık, iç ve dış politikadaki dengesizlikler ve bunların topluma negatif yansımaları.

Bugün ülkede ne sorun varsa, muhalefet bunun sebebini hükümette, hükümet ise bunu paralel yapı diye adlandırdığı cemaatte arıyor. Ne güzel, herkes kendine bir kurban seçiyor ve sorunu kökten çözüyor, peki asıl sorun nerede?

Asıl sorun aslında zihinlerimizde, kişiliklerimizde, bizde.

Değişim de, dönüşüm de aslında kişinin kendinde başlıyor. İnsan iyi olursa toplum mükemmel olur, insan gelişirse toplum ilerler. İnsan susarsa toplum siner, insan düşünürse toplum üretir.

Bugün iktidara oy veren de, muhalefete oy veren de bunu gerçek manada gönülden yapmıyor, çünkü bugün geldiğimiz nokta itibariyle içinde barındırdıkları tezatlar ve hatalarla ne hükümet gerçek manada kendisine oy verenleri temsil ediyor, ne de muhalefet. Halkın ciddi bir bölümü sandığa bile gitmekten imtina ediyor oy verecek parti bulamadığı için. En bariz örneği Cumhurbaşkanlığı seçimleri. %25’in yani 15 milyon insanın oy kullanmadığı bir seçim yaşadık geçen sene. Hükümet, alternatifi olmamanın verdiği özgüvenle kendini vazgeçilmez görüyor, muhalefet ise başlarında bulunan ve koltuklarından vazgeçmeyen liderleriyle yıllardır bir arpa boyu yol alamamalarına, toplumun hemen hiçbir beklentisine yönelik çözüm üretmemelerine rağmen muhalefet olmaya devam ediyor.

Bugün iktidarın değişmesini istemeyenlerin bir kısmı geçmişte yaşadıkları baskılara karşı direnen ve bunu başaran hükümet sayesinde elde ettiği en temel özgürlükleri kaybetmeme adına, bir kısmı elde etmiş olduğu ekonomik kazanımlarını ve toplumsal statüsünü kaybetmeme beklentisiyle, bir kısmı da yatırımların devam etmesi ve daha müreffeh bir yaşam arzusuyla iktidar partisine oy vermeye devam ediyor. Yani doğru veya yanlış iktidara oy verenlerin bir argümanı var.

Öte yandan muhalefete oy verenler, hukukun üstünlüğünün kaybolduğu, toplumsal gerginliklerin arttığı, ülkenin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ve toplumda farklı düşünenlere baskıların geçmiş dönemlerdekine benzer bir durum aldığı düşüncesiyle hareket ediyor.

İktidarın toplumda ciddi seviyelere gelen bu kaygıları giderme zorunluluğu olduğu gibi, muhalefetin de kendilerinin iktidara gelmeleri durumunda ekonomik kalkınmanın süreceğini ve özgürlükler çerçevesinde toplumu kucaklayacak ve mevcut sorunları aşabilecek bir kadroya sahip geniş bir bakış açısında olduğunu ortaya koyma zorunlulukları var.

Aksi takdirde içine girilen girdabın içinden çıkmak pek kolay olmayacaktır.

Bu seçim, öncesinde veya sonrasında yeni toplumsal hareketleri ve yeni siyasi partileri çıkarma potansiyeline sahip olacaktır. Ancak bu potansiyel, ideolojik yaklaşımlarla hareket etmekten öte, toplumda sorun olarak görülen hususlara kalıcı çözüm bulmaya yönelik adım atılması durumunda ortaya çıkabilecektir.

2 Mart 2015, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.