Öğretmenler Günü ve Eğitim Sistemi

24 Kasım bugün, Öğretmenler Günü..

Senede bir kez olsun öğretmenlerimizin hatırlandığı bu anlamlı günde, başta babam olmak üzere tüm saygıdeğer öğretmenlerin, beni ben yapan değer yargılarımın oluşmasında büyük emekleri geçen ilkokul, ortaokul, lise, dershane ve üniversite öğretmenlerimin ve şu anda yeni nesilleri emanet ettiğimiz öğretmen arkadaşlarımın bu anlamlı gününü kutluyorum.

Bu yazımda, öğretmenlerin ve temelde eğitim sistemimizin sorunlarını ele alacağım.

Dershanelerin kapatılması tartışması sürerken, ister cemaat dershaneleri olsun ister diğer zincir dershaneler olsun burada görev yapan öğretmenlerin öğrencilere katkıları, dershanelerin gereklilikleri, dönüşüm süreçleri ve bunun teknik altyapıları tartışılırken aslında sebepten çok sonuçları konuşuyoruz.

Dershanelerin kapatılması konusundaki fikirlerimi kısaca ifade etmek gerekirse, mevcut eğitim sisteminde dershaneye gitmek veya özel takviye dersleri alınması bir zorunluluktur. Hiç kimse evladının sınav maratonunda geri kalmasını istemez ve bu sebeple adı ister dershane olsun, ister özel ders olsun, bu sınav sistemi olduğu müddetçe bu ihtiyaç var olacaktır. Ne zaman ki bireylerin gelişimi ve geleceği standart test kalıplarından kurtulur ve yeteneğe, beceriye ve isteğe bağlı farklı objektif seçim kriterlerine bağlanırsa, işte o zaman dershaneler de ister istemez –arz-talep ekseninde-kendiliğinden kapanacak veya dönüşecektir. Bunların devlet zoruyla kapatılması, en basit tabiriyle müteşebbisliğin engellenmesidir ki bu da bu alanda faaliyet gösteren kuruluşları kayıt dışı çalışmaya zorlayacaktır. Kaldı ki şu anda bile birçok üniversite öğrencisi veya devlet okulunda görev yapan öğretmenler, ek gelir elde edebilmek amacıyla özel ders vermektedir ve bu dershanelerin kapatılmasıyla daha da artacaktır.

Bana göre bugün asıl konuşmamız gereken, uluslararası alanda faydalı kaç makale çıkardığımız, patentini aldığımız yılda kaç ürünümüzün olduğu, her evin ve bireyin vazgeçilmezleri arasında yer alan teknik ve elektronik cihazların ne kadarının bizim tarafımızdan icat edildiği, uluslararası platformda yarışan ve başarılı olan kaç sporcumuz veya takımımız olduğu, müzikte, kültürde, sanatta, ilimde ne kadar ilerlediğimiz, kısaca eğitim sistemimizin geneli ve bu sistemin nasıl bireyler yetiştirdiğidir.

Ana başlıklarıyla ele alacak olursak, eğitim sistemimizdeki eksik ve hatalı kısımları şu şekilde sıralayabiliriz:

–          Eğitim planlamasında eksiklik ve sürekli değişikliklerin yaşanması

–          Müfredatların içeriği ve yetersizliği

–          Öğretmenlerin maddi olanakları

–          Okullarımızın fiziksel koşulları

–          Standart test kalıplarına sıkıştırılmış sınav sistemi

Kısaca bu sorunları ve çözüm önerilerini ele alalım:

Eğitim planlaması, her yeni gelen hükümetin göreve getirdiği bakanla sil baştan yapılması (hatta birkaç yıl görev yaptıktan sonra bu bakanların değişmesiyle planlama tekrar baştan yapılıyor) ve uzun vadede takip edilen bir yol haritasının olmaması ciddi bir sorun (varsa da bu kadar değişiklikle maalesef bir ilerleme katedilemiyor). Eğitim planlaması, sadece meclisteki eğitim komisyonlarının tek başlarına yapacakları bir konu değil. Üniversitelerin ilgili bölümlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin, ve bence en önemlisi görev yapmakta olan binlerce öğretmenin ve öğrencilerin fikirlerinin alınması bence çok önemli ve gerekli.

Bir eğitim komisyonu düşünün ki tüm bu fikirleri bünyesinde toplayıp kapsamlı bir eğitim planlaması yapsın. Elbette herkesin her konuda uzlaşması mümkün değil ama bilmeliyiz ki “hakikatler ancak fikirlerin müzakeresi ile ortaya çıkar”.

İkinci temel sorun, müfredat içeriği ve yetersizliğidir. Temel fen ve sosyal bilimlerin öğretilmesi konusunda hemfikirim ancak özellikle ortaokul yıllarından itibaren meslek ve sanat okullarının sayısının artması, farklı müfredat ve ders içerikleriyle bu okulların ayrışması ve bu okullarda okuyanların önüne farklı ve özel yetenek sınavlarıyla girilen üniversite seçeneklerinin çoğalması. Yani kısaca teknik ve meslek liseleri, diğer liselere gidemeyenlerin tercih etmek zorunda kaldığı okullar olmaktan çıkıp yetenekleri için bu okullara gitmek isteyenlerin hevesle kaydolacakları yerler haline gelmesinin sağlanması.

Üçüncü sorun, öğretmenlerin maddi olanaklarının yetersizliği. Öğretmeyi ve paylaşmayı seven bir birey olarak, öğretmenlik bence çok gurur verici bir meslek. Bazen keşke öğretmen olsaydım diyorum. En önemli görevi insan yetiştirmek olan öğretmenlerimizin kafasında geçim kaygısı, ay sonunu getirme derdi gibi sorunlar olmamalı. Bu anlamda öğretmenlerimiz için ayrılan bütçenin arttırılması, başarıyı teşvik eden bir sistemle öğretmenlerin ödüllendirilmesi gerekir. Mutlu ve mesleğini severek yapan öğretmenlerin yetiştireceği bireyler inanın daha mutlu, özgüvenli ve faydalı olacaktır. Bununla birlikte öğretmenlerimizin de sürekli kendini geliştirmesi için mesleki gelişim kurslarına, seminerlere katılmaları ve kendilerini sınayacakları periyodik sınavların (çok yönlü) yapılması da gereklidir.

Diğer bir sorun, okullarımızın fiziki koşullarının yetersizliğidir. Gerek sınıfların öğrenci sayıları ve bir öğretmene düşen öğrenci sayısı (bu kadar atanamayan veya sözleşmeli olarak çalışan öğretmen varken!), gerek okulların fiziki durumları, laboratuvar, spor salonu eksikliği, tuvaletlerin durumu, v.b. fiziki sıkıntılar. Bunların giderilmesi, yeni, modern ve tam donanımlı okulların yapılması ve öğrencilerin daha rahat imkanlarda ders görmelerinin sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Son olarak, standart test kalıplarına sığdırılmış sınav sistemleri ile kafasını test kitaplarından kaldıramayan, düşünemeyen veya sosyalleşemeyen bireyler yetiştiriyoruz. Daha hızlı olan ve daha çok pratik yapıp test çözenin başarılı olduğu bir sistem: Bugüne kadar farklı adlarla çıktılar karşımıza:

AL, FL, ML, Kurumlar, ÖSS, ÖYS, LGS, LYS, SBS, ÖKS, KPSS, KPDS, LES, ALES, ÜDS v.b. Bunlar benim hatırladıklarım.

Sınav olmalı mı, evet. Test yapılmalı mı, buna da evet. Peki, ne sorulmalı, içerik ne olmalı, hangi sınav neyin kriteri olmalı, kim ne için hangi sınava girmeli, özel yetenekli olanlar ne yapmalı? Bunların oturup konuşulması, tartışılması gerekir.

Başarının kriteri, test sonucu değil, o işe yatkınlık, yetenek, heves ve azim olmalı. Bunu başardığımız zaman bireylerimiz daha özgüvenli, mesleklerinde başarılı ve mutlu olacaktır.

Son sözüm, üniversitelerimize. Maalesef üniversitelerimiz, özgür düşünen, üreten, araştıran birer eğitim yuvaları olmaktan çok bireylerin bir an önce mezun olup hayata atılmak istedikleri, bir kısmının askerliği ötelemek için lisansüstü eğitim yaptıkları yerler durumunda. Bunu değiştirmek için de çaba sarfetmeliyiz. Bu konuda üniversite hocalarımıza çok iş düşüyor.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım eğitim sistemi sorunları aslında o kadar kısa bir yazıya sığdırılamayacak kadar derin ve önemli bir konu. Umarım bundan sonra gerek yazılı gerekse sözlü platformlarda daha derinlemesine tartışıp çözüme gidebileceğimiz imkanlarımız olur.

Bana bu yazıyı yazma fırsatı ve imkanı veren tüm saygıdeğer öğretmenlerin bu güzel günün tekrar kutluyorum.

24 Kasım 2013, Pazar, Öğretmenler Günü

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.