Ölüm...

Ölüm…Tüm canlıların önlenemez sonu…Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de de belirtildiği gibi “Tüm canlılar ölümü tadacaktır”…Zincirlikuyu mezarlığının girişinde de bu ayeti kerimenin meali yazılıdır…Ne kadar hazırız peki ölüme? Acaba gün içerisinde hiç geçiriyor muyuz aklımızdan ölümü? Ya da hafta içerisinde?

Kaçınılmaz sonumuza hazır mıyız? Her geçen gün duyduğumuz vefat haberleri bizi ne kadar etkiliyor? Yoksa ibret almıyor muyuz önümüzde yitip giden değerlerden…

Doğumun hak olması gibi ölüm de haktır elbette…İkisi de Hakk’tan…Yaşam ise ikisi arasına sıkışmış kısa ancak içerisine birçok şey sığdırabileceğimiz uzun bir dönem…İki kapılı bir han demiş yaşama Aşık Veysel…bir kapısı doğum…diğeri ise ölüm…İlk kapıdan içeri girmek de bizim elimizde değil ikincisinden çıkmak da…Zamanı gelince yollandığımız han denen bu yaşam, süresi dolunca bizi uğurlayacak…Peki geldiğimiz gibi terkedebilecek miyiz bu dünyayı…Geldiğimiz gibi temiz…geldiğimiz gibi masum…

Neler sığdırabiliriz şu kısa ancak koskoca ömrümüze…Aldığımız her nefesin bile değeri ölçülemez bir nimet olduğunu düşünürsek…bu dünyaya geliş amacımızın yüce Yaratıcımıza ibadet etmek olduğunu hiç hatırımızdan çıkarmadan kendimizi bir hesaba çekersek hesap günü gelmeden…Evet..neler sığdırabiliriz ömrümüze acaba…

Bir düşünün…Öyle durumlarla karşılaşırız ki hayatımızda…öyle fırsatlarla…elimize ikinci kez geçmeyeceğini bildiğimiz fırsatlarla…Ne kadar ince eleyip sık dokuruz o fırsatı elimizden kaçırmamak için…Tüm enerjimizi harcayıp üzerine konsantre oluruz maksimum faydayı sağlayabilmek için o fırsattan…Ve ardından bize bu fırsatı veren kişiye minnettarlığımızı belirtmek için ne kadar çok uğraşırız…Ama nedense bize bir kez verilen bu yaşam fırsatını – ki insanoğlunun eline verilen en büyük fırsattır bu- nedense hiç kıymetini bilmeyiz…Bize bunu verene şükretmek ise birçoğumuzun aklından geçmez bile malesef….

Evet…Yüce Allah’ın bize bahşetmiş olduğu bu müthiş nimetin değerinin farkına varmalıyız hepimiz…Bu fırsatı sonuna kadar değerlendirmeli ve bize bunu verene olan şükrümüzü göstermeliyiz…Peki nasıl? Bunun o kadar çok yolu var ki…

Malı çok olanın malının gerçekte asla kendisine ait olmadığını bilip bunu yoksullar için Allah yolunda harcaması…İlmi olanın kendisine verilen ilmin Allah’ın ilmi yanında hiçbirşey olmadığını bilmesi ve bu bahşedilen nimeti insanların faydasına kullanması…Tüm herkesin, fakir veya zengin, yaşlı veya genç, ilim sahibi veya cahil herkesin ancak ve ancak Allah’a ibadet etmek için yollandığını unutmayıp her daim Allaha şükretmesi…Allah’ı anması…Allah’a olan kulluk vazifesini yerine getirmesi…

O zaman ölüm korkulacak bir durum olmaktan çok gelmesi hak olan ve gelişine hazırlanılmış bir düğün gecesi olacaktır, tıpkı Mevlana’nın ölümü Şeb-i Arus diye nitelendirdiği gibi…

İstanbul, 2007

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.