Özeleştiri, Tevazu ve İstikrar

3 Eylül’deki yazımda MHP’nin 7 Haziran seçimleri sonucu kilit parti olarak eline geçen fırsatı değerlendirmediğini, HDP’nin ise barış söylemindeki samimiyet testinde başarısız olduğunu belirtmiştim. Tek parti iktidarında belirleyici olanların ise;

  • 7 Haziran’da ittifak yapan BBP-SP’nin aldığı oyların bu seçimde AKP bünyesinde toplanması,
  • MHP’nin koalisyon stratejisini yanlış bulan bir grup seçmenin AKP’ye dönme ihtimali,
  • batıda CHP’nin HDP’den oylarını geri alması durumunda ikinci parti konumundaki AKP’nin aynı oy oranını alsa dahi vekil sayısını arttırma ihtimali,
  • ekonomik gidişattan etkilenen iş dünyasının olası AKP yönlü refleksleri ve
  • güneydoğuda doğru aday politikası ile küsen seçmeni zayıf ihtimal bile olsa tekrar geri alma ihtimali olacağını aktarmıştım.

Bugünkü sonuçlar, 2 ay öncesindeki analizlerimi büyük ölçüde (beklediğim orandan daha fazla bir kayma olarak) doğru çıkardı. MHP’den %4, HDP’den %2, SP-BBP’den de %2 oy alarak %8’lik bir oy artışı ile AKP tek başına iktidar oldu.

Partilerin oyları oransal olarak beklenenin de üzerine çıkmış/altına düşmüş olsa da bu seçimlerde böyle bir sonuç çıkmış olması şaşırtıcı değil. Çünkü son dönemlerde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen halkın tekrar AKP’yi tercih etmesi, her ne kadar Erdoğan’ın erken seçim stratejisinin ve Davutoğlu’nun uzlaşmacı ve diplomatik çalışmalarının kazanımı olsa da, aslında muhalafet partilerinin hatalı politikalarının bir sonucu.

Asıl mesele bundan sonra ortaya çıkan tablonun nasıl okunması ve daha iyi ve yaşanabilir bir Türkiye için kimin neler yapması gerektiğidir:

  • Davutoğlu’nun “tevazu” yaklaşımının hayata geçmesi ve güç sarhoşluğuna kapılmadan, başta hukuk sistemi olmak üzere, iç ve dış politikadaki dengenin acil olarak oturtulması
  • MHP’de yeni ve genç kadroların önünün açılması
  • CHP’de halkın sorunlarına gerçek çözüm bulacak politikaların üretilmesi ve sadece bir kesimin partisi olmaktan kurtulması
  • HDP’nin bundan sonraki süreç için artık tarafını demokrasi ve bölünmez ülke birliğinden yana koyup terör siyasetinden tamamen vazgeçmesi
  • Erdoğan’ın kucaklayıcı ve bütünleştirici bir dil kullanması ve 2002-2011 sürecinde yaşanan kalkınma atağının başlatılması
  • AB sürecinin hızlandırılması
  • Uzlaşmacı bir anayasa oluşturulması

Bundan sonra halkın birbirini kırmadan, üzmeden, verdikleri oylar sebebiyle dostluklarını rencide ederek birbirlerine küsmeden, ülkenin birlik ve beraberliği için çalışması temennisiyle, sonuçların hayırlı olmasını diliyorum.

2 Kasım 2015, Pazartesi/İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.