Psikolojik Propaganda, Algı Yönetimi, Zihin Manipülasyonu ve Türkiye'de Yeni Siyaset Dizaynı

Türkiye’de son bir haftadır yaşanmakta olan siyasi gelişmeleri herkes gibi ben de yakından takip ediyorum.

Kimi AKP hükümeti ve başbakana özellikle son dönemlerdeki tavrı ve yaşanan yolsuzluk operasyonu sebebi ile karşı duruyor, kimi bu yapılanlar için dış güçlerin gelişen ve büyüyen Türkiye’ye karşı yürüttüğü bir operasyon diyor, kimi cemaate ateş püskürüyor, kimi kendilerini destekliyor, kimi ise olaylar nasıl sonuçlanacak diye kah endişeli kah menfaatçi bir bekleyiş içerisinde.

Aslında hemen herkesin olaylara yaklaşım biçimi, sahip olduğu ideoloji, konuyla ilgili bilgi seviyesi ve medya veya çevreden edindiği bilgi ve haberler ekseninde şekilleniyor.

Olaylarla ilgili fikir yürütürken ve bir yargıya varmaya çalışırken, konunun evveliyatını, bugünkü durumunu ve gelecek perspektifini, birden çok parametreyi birbirine entegre ederek değerlendirmek ve süreçlerde yaşanan doğru ve yanlışları net bir biçimde ortaya koymak gerekiyor.

Bu yazım, kendi içinde bir veya birden çok tarafın haklılığı veya haksızlığı üzerine somut bir yargıya varacağınız bir yazı olmaktan çok, ülkesini ve milletini seven ve geleceğe daha umutla bakmak isteyen birinin elini vicdanına koyduğunda neler hissettiğini ve bu süreçten milletimizin en az zararla nasıl çıkılacağına dair düşünceleri yansıtmaktadır.

Bir değerlendirme yapmadan önce bilgilerimizi gözden geçirelim ve bu süreci etkileyen argümanlara bakalım:

  • Türkiye’nin ekonomik açıdan büyüyor ve bölgesel ve küresel güç haline geliyor olması, ancak mevcut durumda hala bu güce ulaşamamış olduğumuz gerçeği,
  • Başta İsrail, İran, Suriye ve Mısır konularında olmak üzere dış politikada izlenen yolun başta ABD olmak üzere birçok batılı ülkenin planlarıyla örtüşmüyor olması,
  • Yeni enerji hamleleri (örneğin Irak petrollerinin Türkiye üzerinden satılması), iç politikada yapılan yatırımlar, dış politikada yeni ekonomik ve siyasi açılımlar ve bunların bölgesel etkilerinin dengeleri sarstığı,
  • Kürt sorunu konusunda gelinen nokta ile ulaşılmaya çalışılan nihai hedefin dış politikada bazı ülkeleri rahatsız ediyor olma ihtimali,
  • Hükümet-cemaat arasında yüksek yoğunluklu gerilim yaşanması,
  • Bazı delillere dayanılarak yapıldığı tespit edilen yolsuzluklar ve yanlışlar,
  • Başbakanın geçmişten bugüne artan yüksek dozlu gerilim politikası ve istişareden uzak görünen “dediğim dedik” tavrının iç politikada bazı destekçileri de dahil olmak üzere halkın bir kesimini küstürmesi,
  • Dershaneler konusunda hükümetin cemaat ile karşı karşıya gelmesi ve bu konuda her iki tarafın takındığı aşırı sert tutum sonucu yapılan restleşmeler.

Cemaat ve hükümet arasındaki MİT müsteşarının ifade vermeye çağrılmasıyla başlayan, dershanelerin kapatılması yasa tasarısıyla devam eden, 9 yıl öncesine ait MGK kararıyla körüklenen gerilim, bir güç savaşına ve karşılıklı operasyonlarla birbirini bitirme şekline dönüşmüş durumda.

Bu süreçte yolsuzluklarla ilgili araştırmanın sonuna kadar gidilmesi ve suçlular kimse cezalandırılması AKP’nin halk nezdinde güvenilirliğini en az zararla sağlayabilmesi açısından önemli. Burada daha da önemli olan nokta, başbakanın duruşu ve söylemiyle doğrudan ilintili. Türkiye’nin yeniden dizayn edilme operasyonu olarak nitelendirdiği ve yaşanan süreçte haklı birçok argümanı olduğu bu operasyondan geldiğimiz nokta itibariyle Türkiye’nin güçlenerek çıkması, AKP’nin ve hatta diğer siyasi partilerin içinde barındırdıkları çürükleri ayırmasıyla mümkün olabilir. Yani AKP’nin dışarıdan müdahaleye gerek olmadan bir operasyonu kendi içerisinde yapması, bunu yaparken de daha demokratik, şeffaf ve geleceğe güven veren bir yöntem ve üslup benimsemesi gerekir.

Öte yandan cemaatin durumu daha da karmaşık bir hal alıyor bana göre. Hocaefendinin son yayınlanan ve içerisinde dine aykırı bir şey yapılmışsa hem operasyonu yapmakta olan ve tanımadığı kendi mensuplarına hem de hükümet mensuplarına beddualar içeren videosuna bakılırsa, cemaat tek parça değil, hatta liderinin emrinde hareket etmiyor ve kendi içinde de farklı görüş ve sıkıntılar barındırıyor. En güncel örneği yazar Ahmet Taşgetiren’in Bugün gazetesinden istifası. Çünkü ortada bir gerçek var ki özellikle dershaneler konusunda yaşanan gelişmelerde takınılan tavırlar, her ne kadar çift yönlü incitmelere sebebiyet verdiyse de bugüne kadar elbirliğiyle çalışmış kişilerin küsmesi/küstürülmesi ve bu gerilimin devam ettirilmesi doğru bir yaklaşım değil.

Burada cemaatin yapması gereken itidalli olmaktır ve gerilim politikasını düşürmektir. Ancak kendi içinde farklı görüşlerin olduğu çok aşikar gözüken bu yapılanmada tansiyonun düşmesi bu aşamada çok olası gözükmüyor, çünkü yangına körükle giden kesimin beslendiği kaynaklar konusunda ciddi endişeler mevcut. Zaten başbakan ve cemaat arasındaki yolun ayrılması ve uçurumun derinleşmesi de bu teoriyle alakalı.

Gelelim muhalefete. Yolsuzlukların üzerine gitmeleri çok normal ve olmalıdır da. Ancak maalesef muhalefet, şu anda halkı kucaklayabilecek bir politika üretmekten son derece uzak. Örneğin CHP, 3 büyükşehir adayını belirlerken bile kendi içinde birbirine düşmüş durumda. Ankara’da daha geçen seçimlerde MHP’den aday olmuş Mansur Yavaş’ı göstermesi, İstanbul’da 8 yıldır parti dışında kalan ve yolsuzluk konusunda partinin kendi içerisinde bile aklanmamış Sarıgül’ü aday gösterecek olması ve İzmir’de ulusalcıların itirazına rağmen mevcut adayla devam edilecek olması parti içinde ciddi huzursuzluk yaratmış durumda.

Tüm bu yaşanan süreç, aslında halkın psikolojik propagandalarla odağının kaydırılmasına ve algısının yönetilmesi yoluyla zihninin manipüle edilmesine, böylece farklı ideolojilerin birbiriyle çatıştırılmak suretiyle gelişiminin önünün tıkanmasını sebebiyet veriyor.

İster gerçek olsun ister komplo teorisi, insanların zihinlerine yerleştirilen algılar var artık:

  • Geçmiş dönemde hükümet cemaat işbirliği yapılmıştır.
  • Cemaat ve hükümetin yolları ayrılmıştır.
  • Hükümet mensuplarının adı yolsuzluklara karışmıştır.
  • Cemaatin dış güç bağlantıları vardır.
  • Cemaatin hizmet hareketi darbe yemiştir.
  • Hükümet aleyhine bir operasyon yapılmaktadır.
  • Aynı yolun yolcusu kardeşler birbirlerine küstürülmüştür.

Nasıl geçmişte sağ-sol, alevi-sünni, Türk-Kürt, ılımlı İslam-laik ayrımıyla böl-parçala-yönet mantığıyla aramıza nifak tohumları atıldıysa, bugün de hükümet-cemaat çatışmasıyla bu çatışma ve kaos oluşturma yeni bir yöntemle üzerimizde uygulanıyor. Her iki tarafın içinde de bu planın ekmeğine yağ süren bilinçli veya bilinçsiz birçok kişinin tavır ve söylemleri de bu işi daha da körüklüyor.

İşte halkın burada daha dikkatli ve sabırlı olması ve iyi niyeti, hüsnü zannı ve umudu kaybetmemesi gerek.

Tüm bu yaşananlar olurken acaba açılımla ilgili neler oluyor? Bilmediğimiz bir gelişme var mı? Yerel seçimlerde yeni büyükşehir olan güneydoğu illerinde siyasi tablo nasıl olacak acaba?

Yeni anayasa hayali de bitti. 550 milletvekili 80 milyona yaklaşan nüfuslu Türkiye’yi hala yamalı darbe anayasası ile yönetmeye devam ediyor.

Peki gelinen noktada bundan sonra ne olacak?

Artık oy yaydan çıkmıştır ve halk seçimde kararını verecektir. Burada temel belirleyici unsur, bundan sonra bilmediğimiz daha nelerin ortaya çıkacağı ve bu süreçte başbakanın izleyeceği tutum olacaktır.

Hala bir şans var istikrar ve toparlanma için. Önemli olan, tüm halkı kucaklayacak bir üslupla, yanlış yapanların ayıklanacağı, küskünlerin tekrar barışacağı ve bugüne kadar elde edilen kazanımların bir adım daha ileriye götürüleceği bir yaklaşım ve irade ortaya koymaktır.

22 Aralık 2013, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.