Suriye Açmazı

Rusya Halep’i bombalıyor. Türkiye’ye yüzbinlerce insan sığınmak için akın ediyor. Bu durum, hem Türkiye hem de AB için yeni bir sığınmacı krizi demek.

Rusya, Ukrayna krizi sonrası AB’nin uyguladığı ambargonun intikamını mülteci krizini daha da derinleştirerek alıyor. Çünkü bu sorunun AB’yi bölebilecek çapta bir sıkıntı doğurduğunu görüyor.

Rusya, ülkesinde PYD temsilciliği açıyor. Apo’nun resimlerinin asıldığı, HDP milletvekilinin açılışına katıldığı temsilcilik açılışı ile ve havadan destekli PYD operasyonlarıyla Türkiye’yi daha da sıkıntıya düşürüyor.

Rusya, Esad’ı destekleyerek, Suriye’de üs ve füze savunma sistemi kurarak, Ermenistan ile askeri anlaşmalar imzalayarak, İran ve Irak ile ikili ilişkilerini en üst seviyeye çıkararak bölgesel nüfuzunu arttırıyor.

Rusya, Suudi Arabistan ve Katar ile görüşerek petrol fiyatlarından kaynaklı ekonomik problemlerini çözmek için adım atıyor.

Hasılı Rusya dinamik, aktif, caydırıcı ve planlı bir politika izliyor.

Peki ABD, NATO, AB ve Türkiye ne yapıyor?

ABD, PYD’ye silah yardımı yaparak Türkiye’nin elini zayıflatıyor. BM ve AB ise Türkiye’nin PYD’ye yaptığı top atışlarını (mevcut durumda sadece bunu yapabiliyoruz) durdurmasını ancak Halep’ten gelen göç dalgasında kapılarını açmasını söylüyor.

ABD ve AB, Türkiye’deki bombalı saldırıları kınıyor.

ABD, NATO ve AB ateşkes için Rusya ile anlaşıyor ama Rusya’nın hava saldırılarının durdurulması konusunda bir yaptırım uygulamıyor.

Türkiye, bölgede ortak hareket edebilecek müttefiklerden yoksun (Suudi Arabistan ABD’nin izni olmadan operasyon yapma şansına sahip değil, Katar’ın ise yaptırım gücü yok) acı çekiyor. Bir taraftan içine çekilmek durumunda kalan kara operasyonu tartışması ile öte yandan iç terör sorunlarıyla boğuşmaya devam ediyor.

Mevcut durumda Türkiye, ne ortak bir karar alamayan AB ve NATO, ne de etkisiz BM ve seçimleri yaklaşan ABD ile birlikte sorunu çözme şansına sahip değil. Tek başına kara harekatı yapacak ya da bölgeye havadan müdahale edebilecek bir inisiyatifi de yok maalesef. Çünkü bu durum üçüncü bir ülkede-Suriye’de- ve Türkiye’nin sınırında ama Rus topraklarından uzakta Rusya ile sıcak bir savaşa girmek anlamına geliyor. Türkiye’nin, sonuçları oldukça ağır olacak olan bu savaş kararını tek başına alma şansı yok.

Peki bu çıkmazdan, bu açmazdan çıkış var mı? Çok kolay değil ama imkansız da değil.

Bunun için en temel adım, dışarıda ve içerde yaşanan terör ve savaş tehlikesi karşısında iç siyasi birliğin sağlanması. Bunun için hükümetin, muhalefetin ve cumhurbaşkanının kısır tartışmalardan uzaklaşarak ve çözümsüzlük getiren yaklaşımlardan kurtularak bir araya gelmesi gerekiyor. Söz konusu vatan güvenliği olunca gerisinin teferruat olması gerekiyor.

İkinci adım, diplomasi dilinin kullanılması ve taleplerin, beklentilerin, kızgınlıkların aleni olarak değil, kapalı kapılar ardında müttefiklerle görüşülerek ve çözümün masa etrafında aranarak olması.

Mevcut durumda bölgesel oyun kurucu Rusya. Biz sürekli defans yapmak zorundayız.

Türkiye’nin bu açmazda sadece 2 hareket alanı kalmış durumda:

İkna edebiliyorsa NATO’yla, edemiyorsa da sonuçlarını göze alarak tek başına savaş kararı almak ve Rusya’nın reaksiyonuna göre NATO’yu müdahaleye zorlamak – ki bu konu sürekli masada tutuluyor-

Savaşın en kötü ve istenmeyen senaryo olduğu kesin.

İkinci senaryo ise sınır güvenliğini arttırıp, yeni mülteci almadan Suriye’de müdahil konumdan çıkarak kendi iç meseleleriyle uğraşmak, yani Suriye tarafında kapıyı kapatıp Edirne kapısını sonuna kadar açmak.

Her ne kadar askeri ve siyasi anlamda pasif ve insani anlamda bugüne kadarki tutumumuza ters bir pozisyon gibi gözükse de mülteci krizi açısından AB’yi karar almaya zorlayacak bir hamle olacağını düşünüyorum.

24 Kasım uçak krizinden önce Suriye’deki savaş İŞİD-Esad-PYD-Muhalifler arasındaki güç savaşı iken 24 Kasım sonrasında savaş Rusya’nın bölgesel hegemonyasını kurmak için yaptığı hamlelerle buna karşı gardını almak zorunda kalan Türkiye arasında cereyan ediyor.

Rusya’ya tek dur diyebilecek ABD’nin başkanlık seçimleri sonuçlanana kadar da bu krizin daha da derinleşeceği kesin gibi duruyor.

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.