Tefrika - Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Beyninize

Tefrika

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlayamam,
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize? 
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam’ı,
Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir…
Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!
Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.
Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.
Diye dursun atalar: ‘Kal’a içinden alınır.’
Yok ki hiç bir kişiden… Millet-i merhume sağır!
Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye…
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; 
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.
Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.
işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
işte Irak’ı da taksim ediyorlar şimdi.

1913 yılında Mehmet Akif 100 yıl önce anlatmış İslam toplumunun içler acısı halini. Giden, yokolan tüm İslam toplumu, sebebi? Bizler, hepimiz…

Bugün bölünmüş, hiçbir konuda ittifak kuramayan bir toplum halinde olan İslam ümmetini kim nasıl kurtaracak?

Ahlakı tamamlamak üzere gönderilen bir Peygamberin ümmetinin düştüğü durum ahlaktan, haktan, adaletten yoksun birbirine saldırıyor, içim acıyor.

Dün hepsinin kitaplarını okuduğumuz farklı din alimleri bugün kendi içlerinde küfür edecek kadar birbirlerinin aleyhinde konuşur olmuşlar. Nasıl yani?

Kim doğruyu söylüyor? İslamoğlu mu? Bayındır mı? Cübbeli mi? Bayraktar mı? Gülen mi? Mısıroğlu mu? Diyanet mi? İnançer mi? Demircan mı? Hatipoğlu mu? Kim?

Halbuki Allah c.c. Kuran’da Ali İmran Suresinin 7. Ayetinde şöyle buyurmuyor mu:

“Kitab’ı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab’ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te’vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl’elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).”

Bu nasıl bir ayrışma, nasıl bir bölünmedir?

Bir toplumun içine bu kadar tefrika-ayrılık nasıl girdi?

Cevap çok basit: Düşünmeyen, okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, eleştirmeyen, yanlışa sesini yükseltmeyen, doğruyu savunmayan, nefsini, kişisel ihtiraslarını yüksek ahlakın üzerinde tutan bir toplum olarak yetiştirildik ve öyle de yetiştirilmeye devam ediyoruz.

Emir, tavsiye çok net aslında: Emr-i bil maruf, nehyi anil münker: “İyiliği emredip kötülükten sakınmak” uygulayan?

Çok üzgünüm, içim kan ağlıyor, kardeşin kardeşe tahammülü kalmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Herkes kendi nefsinin derdinde. Hak, adalet kimsenin umurunda değil.

Her gün onlarca, yüzlerce  cansız insan bedenleri denizlerden karaya vuruyor, bakıp geçiyoruz. Savaşlarda ölenlerin sayısı milyonlara yaklaştı. Ülkemize sığınan milyonlara hala ucuz iş gücü için kabul edildiler değerlendirmesi yapan veya bunu böyle gören insafsızlar var. Batı toplumu kendi derdinde.

Eğitimli, kültürlü veya yüksek tahsilli olmanın sadece insan olmaya yetmediği, hatta insanı insan olmaktan çıkardığı bir dünyadayız malesef.

Ülkemizin güneydoğusunda neredeyse bir iç savaş var.  Ülkemizdeki şehit haberleri yüreklerimizi dağlıyor, ama artık kanıksamış olarak susuyoruz.  Türk-Kürt, Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Ilımlı İslam-Laik, Hükümet-Cemaat ayrışmasının son halkası bölgesel ölçekte bir Şii-Sünni savaşı ile perçinlenmeye çalışılıyor.

Dünya yeni bir savaşın eşiğinde. Şimdiye kadar milyonlarca Müslümanın kanının döküldüğü yetmiyormuş gibi büyük bir Sünni-Şii savaşına doğru gidiyoruz. Kazananlar belli, peki ya kaybeden?!

Bu yeni yüzyılda yeni haritaların oluşacağı, kaynakların sahiplerinin el değiştireceği ve görünürde kaybedenlerin malesef Müslüman olacağı bir savaş.

Çare?

Kitabımız ve vicdanımız…

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.