Tüketim Alışkanlıklarımız

Bu sabah “Fikir Meclisi”miz Üsküdar’da toplandı. Topkapı Sarayı, Sultahahmet, Ayasofya Camii ve Kız Kulesi manzarası ile sabahın ilk ışıklarında tazelenmiş ruhumuz ve gündelik sıkıntılarla henüz yorulmamış beynimizi yoğunlaştırdığımız sohbetimizde birbirine bağlı birçok konuyu konuştuk.

Her hafta düzenli olarak toplanmaya özen gösteren meclisimiz, sosyolojik, toplumsal ve psikolojik birçok konuyu enine boyuna tartışıyor, tartıştığımız bu konuları, bir fikir birliğine varmamız durumunda bir manifesto veya sonuç bildirgesi olarak kayıt altına alıyoruz. Amacımız tamamen dimağlarımızda yer alan sayısız ve sınırsız fikirleri dışavurmak suretiyle başta sahip olduğumuz entelektüel birikimimizi pekiştirmek ve bu birikimle çevremize ve topluma faydalı olmak.

Bugün önceden belirlenmiş bir konumuz yoktu. Tamamen doğaçlama şeklinde konu konuyu açtı. Sanayideki son büyüme (daralma) verilerini, yatırımları, son yasal değişikliklerin gayrimenkul sektörüne etkilerini konuşurken İstanbul’daki AVM’lerin geleceğini, toplum olarak tüketim tercihlerimizi ve alışkanlıklarımızı tartıştık. Buradan hareketle harcamalarımızla israf arasındaki dengeye, bizden önceki neslin yaşam tarzıyla bizlerin ve bizden sonraki nesillerin olası yaşam tarzları hakkında değerlendirmede bulunduk.

Aşağıda bu konudaki fikirlerimi sizlerle paylaşacağım:

Gelişen teknoloji ile bugün insanın istediği bir ürüne/mala sahip olması, bir yerden başka bir yere seyahat etmesi, kısaca istediğini imkanlar dahilinde elde etmesi eskiye nazaran oldukça kolaylaşmış durumda. Buna paralel olarak ekonomik gelişmişlik seviyesi, beraberinde tüketim harcamalarında artış getirmekte ve kişinin gelir-gider dengesinde bir değişim oluşturmaktadır. Kredi kartlarına yapılan taksitler, lüks mağaza vitrinlerindeki cezbedici ürünler, toplumsal olarak bulunduğu statünün kişiye uyguladığı tüketim baskıları, insanımızın tüketim davranışlarında değişim yaşatmaktadır. Hele bir de son dönemlerde kişinin gelir seviyesinde bir artış yaşanmışsa yaşam tarzı, muhiti, hatta arkadaşları bile değişmektedir insanın.

Tüketim artışının insanların muhafazakarlık/liberallik anlayışı ile bir ters/doğru orantılı olmadığı dikkat edilmesi gereken bir tespit noktası. Gelir seviyesi yüksek bir muhafazakar aile ile aynı gelir seviyesinde liberal bir ailenin harcama eğrilerinin yakınlığına dikkat etmek gerekiyor. Burada muhafazakarlıktan veya liberallikten kasıt dini vecibelerin yerine getirilmesi veya giyim-kuşamda bunun dışa yansıtılması olarak çok basit bir tanım kullanmak gerekiyor. Yoksa bu tanımların daha derinde ne olduğu ayrı bir değerlendirme konusu.

Bu açıdan tüketim alışkanlıklarını gelir seviyesi ve toplumsal statü perspektifinden değerlendirmeye çalışıyorum bu yazımda.

Eskiden arzın ve çeşitliliğin daha az, gelirin daha düşük olduğu dönemlerde insanlar “ayaklarını yorganlarına göre uzatır”, borçlanmadan kaçınır ve birşeye – örneğin bir eve veya arabaya- sahip olabilmek adına oldukça büyük zorluklara katlanmak durumunda kalırlardı. Toplumsal yapıdaki yardımlaşma duygusu, günümüzdekine nazaran daha iyi bir seviyede olduğu için de birinin başı sıkıştığında yardım eli uzatan çok olurdu.

Bugün geldiğimiz ara geçiş döneminde, harcamalar artmış, borçlanma seviyeleri fert bazında oldukça yükselmiştir. Bir sıkıntınız olduğunda size destek olacak kişi sayısı da bu perspektiften bakıldığında ciddi olarak azalmıştır, zira herkes borçlanarak yaşamaktadır. Kredi kartları taksitleri, ev kredileri, araç kredileri, taksitle tatil yapma anlayışları v.s.

Toplumsal yardımlaşma konusunda asıl tehlike çanları bundan sonraki nesil için çalıyor. Çünkü gelecek nesillerin aile bağları ve yaşam tarzları; mevcut durumdan hareketle bugün olduğundan daha farklı olacak. Daha çok kazanacaklar belki ama buna paralel olarak daha çok harcayacaklar. Harcamalar beraberinde “benlik duygusunun” artmasına sebebiyet verecek ve “zor zaman dostu” pek kalmayacak insanın. Bu da toplumsal çöküşü beraberinde getirecek.

İlk bakışta belki gelişmeyi ve daha refah bir yaşamı isteyen bizler için bu görüşler bir tezat olarak gözükse de sonuçları açısından bu tespitlerin ve uyarıların yapılması önemlidir.

Peki bu sorunun çözümü nasıl olacak? İnsanlar nasıl hem daha çok para kazanıp daha iyi yaşam standartlarına kavuşup hem de toplumsal değer yargılarına sahip çıkabilecek?

Sorunun cevabı manevi değerlerin pekiştirilmesinde yatıyor bence.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturuyla hareket eden, “İsraf haramdır” felsefesini kendine yol gösterici olarak kabul eden, “Birinin sıkıntısını giderme”nin manevi hazzını maddi duyguların önüne geçirebilen, “paylaşılan şeyin çoğalacağı” gerçeğine inanan, manevi duyguların maddi duyguların çok ötesinde bir huzur verdiğini farkeden bir toplum olmakta yatıyor çözüm..

Ne dersiniz, böyle bir toplum olabilir miyiz sizce?

09.02.2013-İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.