Yetenek mi? İmkanlar mı?

2012 Londra Olimpiyat Oyunları başlayalı 1 haftayı geçti. Dünyanın dört bir yanından ülkeler başarılı oldukları kategorilerde madalyaları toplamaya başladı. Her ne kadar Çin ve ABD başı çekse de bugüne kadar 46 ülke sporcuları madalya almayı başardı. 202 ülkenin katıldığı bu büyük spor organizasyonunda Türkiye’nin bayrağı şu ana kadar 46 ülkenin arasında dalgalanamadı maalesef.

Tarihinde ilk defa 114 sporcu gibi geçen yıllara oranla oldukça yüksek sayıda katılım gerçekleştiren ve 2020 olimpiyat oyunlarına ev sahipliği için ciddi kulislerde bulunan ülkemizin oyunlarda gösterdiği performans gerçekten içler acısı.

2008’de 12 dalda 68 sporcu ile tarihinin en yüksek katılımı ile Pekin Olimpiyatları’nda yarışan Türkiye, 1 altın, 4 gümüş ve 3 bronz, toplamda da 8 madalya ile oyunları 37. sırada tamamlamıştı. 2004’te 10 dalda 66 sporcu ile katıldığımız Atina Olimpiyatları’nı ise 3 altın, 3 gümüş ve 4 bronz ile kapatmıştık. En çok altın madalyayı 1960 Roma Olimpiyatlarında 7 altınla kazanırken toplamda en çok madalyayı da yine bir Londra olimpiyatlarında 12 madalya ile 1948 yılında kazanmıştık. (6 altın ile). Şimdi en azından keşke 1948 olimpiyatlarındaki başarıyı yakalayabilsek diye geçiriyoruz içimizden..

Olimpiyat oyunlarında iddialı olduğumuz halter gibi bir branşta dahi madalya alamamış olan ülkemiz için (1982 olimpiyatlarından beri ilk kez halterde sıfır çektik), bundan sonra kalan haftalar için atletizm, güreş, tekvando, boks, basketbol ve voleybolda madalya kazanma umudu var.

Ancak bu durum, bize başarının yetenekle mi yoksa devletin sunduğu imkanlarla mı geldiği sorusunu sorduruyor. Elbette her ikisinin bir kombinasyonu olan başarı için her şeyden önemlisi disiplin, inanç, özgüven, istikrar, motivasyon ve sistematik çalışma geliyor aslında. Bundan sonra devletin sahip olduğu imkanlarla yetenekli sporcuların önünün açılması.

2004 olimpiyatlarından 2 yıl önce ABD’de Carly Patterson adlı 14 yaşında bir kız, bir programda devletin imkan vermesi durumunda jimnastikte altın madalya kazanacağını söyledikten 2 yıl sonra  Atina’dan altınla  (2 yıl sonra sağlık sebebiyle sporu bırakıp şarkıcı olsa da) dönüyordu. 15 yaşındaki Litvanya’lı yüzücü de ülkesine altın madalya getirirken aynı gururu yaşıyordu ancak 16 yaşında olimpiyatlara katılabilecek kadar yetenekli ve cesur olan bizim Türk yüzücümüzün tek tesellisi belki de Litvanya’lı yaşıtına altın madalya kazandıran okuldan öğrencilik teklifi almasıydı.

Burada dikkat etmemiz gereken bir husus da işin maddi boyutu. Daha olimpiyat oyunları başlamadan herbir sporcuya teşvik amaçlı 60 altın verilmesi ve madalya kazanan sporcuya 500.000 euro gibi bir prim verilecek olması diğer ülkelerin verdiği primlerle kıyaslandığında “bize parayla saadet olmaz” cümlesini hatırlatıyor. Sporcularımızın aldıkları/alacakları paraların hepsi kendilerine helal olsun ancak burada başarı kriterleri ve sürekliliğin arzetmesi de çok önemli. 6 kez üst üste olimpiyatlarda yüzmek, ama bırakın madalya almayı, hiç final yüzmemek ve 20 yıldır yüzme branşında ikinci bir isme sahip olamamak nasıl açıklanabilir? Diğer branşlarda da durum pek farklı değil.

Nüfusu 80 milyona yaklaşan bir ülke olarak 8 yıl sonra ülkemizde yapılması için çaba sarfettiğimiz olimpiyat oyunları için her alanda olması gerektiği gibi sporcu yetiştirme alanında da topyekûn bir seferberliğe ihtiyacımız var. Televizyondaki yarışmalarda yetenekli gençlerimizi görünce umudumuz artıyor ve bu gençlerin sistemli bir programla 8 yıl içerisinde madalya kazanabilecek, rekorlar kırabilecek hale gelebilmesi aslında uzak değil.

Şimdi olimpiyat oyunlarında önce atletizmde, sonra boks, tekvando ve güreşte, ardından da takım sporlarında madalya bekliyoruz. İnşallah bu yazımı birkaç hafta sonra madalya sayımızı da açıklayarak bir teşekkür yazısı olarak güncellerim.

4 Ağustos 2012, İstanbul

© - 2018 www.leventsumer.com | Dr. Levent SÜMER Her Hakkı Saklıdır.